hello november

Kasım Notları

Continue Reading
maybelline fit me

Maybelline Fit Me Serisi

Continue Reading
iphone6 apps

En Çok Kullandığım 5 App

Continue Reading
IMG_0995

Berlin | Almanya Gezi Notları

Continue Reading
Dinle / Oku / İzle

Dinle, Oku, İzle #12

By on Aralık 10, 2016

dinle oku izle

♫Dinle: KCPK

img_0103

KCPK, 2014/ Fransa çıkışlı elektronik müzik grubu. Bu tarz müziklere çok ısınamamış olsam da grubun “Who Wants It” şarkısını ilk dinlediğimde tekrar tekrar, günlerce dinledim. İlk andan itibaren enerjisiyle, tarzıyla favorim oldu. Sonra grubu daha çok araştırıp diğer parçalarını da dinleme ihtiyacı hissettim. Toplamda sadece 4 adet şarkıları var. Her birinin çeşitli remixleri mevcut. Kendileri hakkında internette çok fazla bir şey yok. Bulabilidğim en iyi kaynak The Creators Project’in klibin yönetmeni Nicolas Davenel ile yaptığı şu röportajdı. Klip, bir Rus mafyasına üye olan 1 çocuk, 1 genç ve 1 yetişkin kişinin etrafında dönen olayların birleşiminden oluşuyor. Tam kısa film tadında. Bundan önceki Better Love‘a ait klip çekimi de çok başarılı bir yönetmen/fotoğrafçı tarafından yapılmış. Bütün videolarda görsellik harika. Bir de grubun biyografisinde şöyle bir şey yazıyor, çok hoşuma gittiği için ekliyorum:

 We are not musicians, we are not artists, we are neither singers nor photographers, not really AD and not DJs, but we are all of it.

 

 

☼Oku: Nietzsche Ağladığında

nietzsche-agladiginda-irvin-d-yalom (Görsel: Kitap ve Yorum)

Irvin D. Yalom tarafından yazılmış çok bilinen bir kitap. Ümitsizlik, ölüm ve bir çok felsefi konuları işliyor. Büyük bir heyecanla okumaya başladım, biraz aşk nefret ilişkisi yaşadık. Şöyle ki,  Nietzsche, Dr. Breuer, Salome ve Freud gibi kitaptaki önemli isimlerin kurgu içindeki karakterlerine adapte olamadım, havada kaldı biraz. Freud’u, Nietzsche’yi yazarın ele aldığı gibi görmek kitabın çok sevilen yönlerinden biri fakat ben, bana göre kitabın en çekici yeri olan Breuer ve Nietzsche’nin tanıştığı bölüme gelene kadar biraz sıkıldım. Zaten benim bu kitabı beğenmemdeki asıl sebep; Nietzsche ve Dr. Breuer arasındaki konuşmalar, tartışmalar, onların birbirleri hakkındaki düşünceleri, her görüşme sonrası ayrı ayrı günlüklerine neler yazdıklarını okumak… Birbirlerine çok derin sorular soruyorlar ve bunlar felsefi konuşmalara dönüşüyor. Bu bölümler için kitabın kesinlikle okunması gerekir diye düşünüyorum. 2007’de sinemaya da aktarılmış ama kitaptan sonra filmi merak ettiğimi söyleyemem.

Alıntılar:

Hiç kimsenin bir şeyi sırf başka birisi için yapmadığını göreceksiniz. İnsanın bütün eylemleri kendisine yöneliktir, bütün hizmetleri kendisine hizmettir, bütün sevgisi kendisini sevmesindendir.

Ben de sizin gibi gece korkularıyla boğulurum. Ben de sizin gibi neden korkuların geceleri hüküm sürdüğünü düşünürüm. Bunun üzerine yirmi yıl düşündükten sonra korkuların karanlıktan doğmadığını anladım; korkular da yıldızlar gibi hep oradadırlar, ama gün ışığı onları gizler.

 

►İzle: Unsere Mütter, unsere Väter

Bu sefer film değil bir mizi dizi tavsiye edeceğim. Narcos’u bitirdikten sonra öneri üzerine bu diziyi izledim. “Annelerimiz, babalarımız” anlamına geliyor ama global ismi: Generation War.

unseremutterunserevater Dizi toplamda 3 bölümcük. Her bölüm bir buçuk saat civarında. Dizi 2.Dünya Savaşı döneminde Berlin’de başlıyor. Ana karakterler 5 arkadaştan oluşuyor. Wilhelm ve Friedhelm kardeş, Charlotte hemşire, Greta şarkıcı ve sevgilisi Viktor yahudi bir terzi. Dizinin başında kısa bir süre birlikte olan beş arkadaş savaşın başlamasıyla beraber farklı olaylarla farklı yerlere ayrılıyorlar (Wilhelm ve Friedhelm asker oldukları için birlikteler). Dizi boyunca olayları her birinin gözünden izliyoruz ve farklı yerlere savrulsalar da bir yerde yolları kesişiyor. İlerledikçe savaşın izleri üzerlerinde artıyor ve onları değiştiriyor. Oyunculuklar ve savaş sahneleri çok iyiydi. Daha önce 2.Dünya Savaşı’nı anlatan filmler de izledim ama diziyi onlardan ayıran 2 şey var bana göre; bunlardan biri, Alman askerlerini ve savaş içindeki Almanya’yı Alman gözüyle izliyoruz, Amerikalıların değil. Diğeri ise abartıdan, dramatizeden uzak savaş sahneleri. Hollywood yapımı filmlerde sadece Hitler’in ne yaptığı ve Almanların nasıl yenildikleri üzerinde uzun uzun durulur, bu dizide değinilmeyen iç yüzleri anlatılmış. Tabi gerçekle kıyaslayınca bu dizi için de “iyimser” diyebiliriz, savaş yanlısı hiç bir detay yok. Ne olursa olsun ben diziden çok etkilendim ve çok sevdim. 

Continue Reading

Yaşam

Geçmiş Zaman

By on Aralık 1, 2016

Yılın en güzel aylarından birine girdik. Ben de bu motivasyonla en son yazımdan bugüne kadar neler yaptığımı, fotoğraflardan ve kaydettiğim snaplerden bazı anılarımı paylaşayım dedim. İlk olarak, buralarda olmadığım zamanlarda çok güzel filmler ve diziler izledim. Bununla ilgili bir yazı yazmayı planlıyorum yıl bitmeden…

adana storie cafe

Continue Reading

Bakım

The Balm Meet Matte Hughes Likit Rujlar

By on Ekim 13, 2016

the balm meet matte the balm meet matte the balm meet matte

Soldan sağa: Charming, Sincere, Honest

Sadece sevdiğim / beğendiğim ürünleri yazdığım kozmetik yazılarında bugün The Balm’ın likit mat rujları var. Bende 3 rengi var: Charming, Honest ve son çıkan seriden Sincere. Elimde The Balm haricinde iki markanın daha likit mat ruju var. Birinin yapısı çok ıslak, sürümü zor; diğerinin de matlıkla alakası yok. O yüzden kullandığım tek likit mat rujlar The Balm’dan. Daha fazla The Balm demeden rujlardan bahsetmek istiyorum…

Honest turuncu alt tonlu mercan rengi. Dudakta neon veya turuncu gibi durmuyor. Yaz aylarına çok yakışıyor.

Charming sanırım aralarında en sevdiğim. Çok donuk ve farklı bir rengi var. Hafif göz makyajı ve aydınlık bir yüzle müthiş. 

Sincere içinde kahvelik barındıran bir pembe. Charming’e biraz benziyor gibi, ikisi de gül kurusu rengi ama Charming daha leylak-kahve tonlarında ve daha soğuk. Aralarındaki fark dudakta belli oluyor.

Çok baskın mentol kokusu var. Dudağıma sürünce de serinlik hissi yaratıyor, ben seviyorum. Sürdükten hemen sonra matlaşıyor. Kolay sürüldüğü için de hızlı sabitlenmesine rağmen hata yapma riski az. Kuruduktan sonra yapış yapış bir his bırakmıyor ama kuruyana kadar beklemek lazım (3 sn filan). Bu rujlardan almadan önce mükemmel kalıcı olduklarını okumuştum. Kalıcılığı gerçekten iyi ama mükemmel değil. Bir şeyler yiyip içtikten sonra hepsi dudağımdan kaybolmasa da orta kısımlarda açılma oluyor ve ben bundan nefret ediyorum. Tazeleme yapmak da zor çünkü ikinci katı geçince dudağımda kalıp gibi bir şey oluyor. Ben buna kendi çapımda şöyle bir çözüm buldum; ruju sürüp dışarı çıkarken yanıma lip balm alıyorum (ruju almıyorum bile), tazeleme gereği duyduğum zaman dudağıma biraz lip balm sürüp ruju parmağımla dağıtıyorum. Bu şekilde beni baya idare ediyor ve severek kullanmaya devam ediyorum.

Continue Reading