Gaziantep Notları

Salı günü sabah sınıf arkadaşım Hülya’nın yanına Gaziantep’e gittim. Okul zamanında beni davet etmişti. Yazın yapacak çok bir işim olmadığından hem de 3-4 saatlik bir mesafe olduğundan gelirim demiştim. Biletimi filan aldım, iki gün kalacağım için çok eşya almayıp bir sırt çantasıyla gittim. Beni otogardan aldıktan sonra eve gidecektik ama otobüs istediğimiz durakta bizi indirmedi. Zeugma Mozaik Müzesi’ne yakın bir durakta indirdi. Biz de gelmişken burayı gezelim dedik.

Zeugma eski antik şehirlerden, binalardan kalan yapıların sergilendiği bir müze ve dünyanın en büyük mozaik müzesiymiş. İlk girdiğimizde Zeugma tarihi hakkında bir kısa film izlememizi tavsiye ettiler. Biz müzeyi gezdikten sonra izledik. Kısa film çok güzeldi. İlk önce izleseydik çok daha güzel ve mantıklı olacaktı cidden.
Müzeyi gezdikten sonra çok acıktık ve yemek yemeye gittik. Gaziantep’e özgü yemek olan nohut dürüm yedik. Hülya bana daha önce yemeği anlatırken pek hoşuma gitmemişti, çok kuru gelmişti ama yediğimde gerçekten çok beğendim. Annem evde nohut haşlattığında kimyon ve pul biberle yemeyi çok severdim zaten. Bizim yediğimiz yarım porsiyon olmasına rağmen pide, nohut filan yiyince aşırı doyduk. Sonrasında Gaziantep Kalesi’ni, Bakırcılar Çarşısı’nı, Naib Hamamı’nı, Hanlar, Zincirli Bedesten’i, Medusa Cam Müzesi‘ni gezdik. Bir çevrede 10-15 tane Han vardı neredeyse. İsimlerini hatırlamıyorum bile. Çoğu Han kafe şekline çevrilmiş zaten. Bir mağara tarzı bir yere girdik mesela insanlar oturmuş çay filan içiyorlar. Biz hepsini gezip çıktık. Tarihi Kır Kahvesi’ni de gördük. Mavi dekorasyonuyla çok tatlı bir yerdi. Türk sanat müziği çalıyordu. Ortamını çok beğendim.

Eski Gaziantep Evleri’ni gezerken bir butik otele denk geldik. İçeriye gelip gezebileceğimizi söylediler. Alt kata indiğimizde hiç çıkmak istemedim çünkü yapıdaki taş sayesinde buz gibiydi! Hülya’nın söylediğine göre eski evler hep bu taştan yapılmış ve yazları soğuk, kışları sıcak tutuyormuş. Baya bir gezip yorulduktan sonra Tahmis Kahvesi’ne gidip menengiç kahvesi içtik. Benim çok sevdiğim bir kahve olunca ve diyette olunca tatlı yemek yerine kahve içmeyi tercih ettim. Sonrasında eve gittik. Arkadaşımın kendisi gibi ailesi de çok tatlıydı. Beni çok güzel ağırladılar ve çok güzel yemekler hazırladılar. Gaziantepli kadınların yılda sadece bir kere yaptığı yuvalama çorbasından da yaptılar. Babası da bizleri akşam Kaya Dondurma’ya dondurma yemeye götürdü. Gittiğimiz yer kendi akrabalarının yeriydi ve çok harika dondurma yapıyorlar. Şimdiye kadar fıstıklı dondurmayı hiç tercih etmeyen biri olarak orada fıstıklı dondurmaya aşık oldum! Bu tamamen dondurmayı yediğim yer ile alakalı tabi.

İkinci gün evde kahvaltımızı yapıp Gaziantep Hayvanat Bahçesi‘ne gittik. Dünyanın 2. büyük hayvanat bahçesi olduğuna gezince inandım. Saatlerce yürüdük, durduk, baktık, gezdik… Bir hayvanat bahçesine göre aşmışlar cidden. Özelikle geyik, ceylan ve atların bulunduğu yer ormandı resmen. Hayvanat bahçesini gezdikten sonra otobüsü çimlerde yatarak bekledik. Tekrar yemek yedik ve annemin evde 1 kere, telefonda 10 kere sipariş ettiği baklavayı aldık ve Hülya beni otogara bıraktı. Bu arada Gaziantep hem hava hem insanları olarak çok sıcak bir şehir.

Eve geldim ve kaldığım yerden devam ediyorum. Arkadaşlarımın hatıra olarak verdiği penaları fotoğrafladım. Sabahları uygun oldukça paten sürüyorum. Kardeşim de benimle beraber geliyor ve o bisiklet sürüyor.
Ehliyet yazılı sınavını geçtikten sonra direksiyon dersine başladım tabi. Annem direksiyon eğitmeni olunca özel olarak o da ilgileniyor ama tabi diğer öğrencilere olduğu kadar sabırlı davranmıyor bana! Neyse…
Arkadaşım bana bir kitap gösterdi. 64 basımlı bir kitap. İspanya’da yaşayan bir çöpçü kadının kendi günlüğünden… Çok ama çok merak ettim. Arkadaşıma bir komşusu ödünç vermiş. İstanbul’a gittiğimde tüm kitapçılarda bu kitabı arayacağım gibi.

Bu kadardı. Baybayın!

 

0
(Visited 19 times, 1 visits today)

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir