Dinle, Oku, İzle #10

Merhaba! Bu serinin 10. yazısını paylaşıyorum. 0 ile biten rakamlar hep bir kilometre taşı gibi geliyor bana. Yazıya başlamadan önce giriş yazısı yazmayı seviyorum ve gereklilik gibi görüyorum fakat konuları birbirine bağlamada çok iyi değilim. O yüzden daha fazla uzatmadan size önerebileceğim, benim çok sevdiğim müzik, kitap, film isimlerinden bahsetmeye başlıyorum.

♫Dinle: Laurel. Bu ismi Spotify’da keşfettim. İlk dinlediğim şarkısıyla kendisine vuruldum diyebilirim. İngiltere çıkışlı ve 20’li yaşlarda. Son zamanlarda 19-20 yaş aralığında çıkış yapan müzisyenler arttı mı yoksa bana mı öyle geliyor? İsmini yeni duyduğum kişilerin büyük çoğunluğu bu yaşlarda. Tipinde birazcık Lana Del Rey esintisi sezdim ama müziğinde değil. Sesi çok güzel ve başarılı. Zaten kısa zamanda ünlenmiş. Ben ilk dinlediğim, sürekli dinlediğim, hala da en çok sevdiğim şarkısı olan To The Hills’i ekliyorum buraya. Diğer çok beğendiğim şarkılarını da (Blue Blood, Fire Breather, Holy Water) Soundcloud ve Youtube Laurel hesaplarından dinleyebilirsiniz.

 

☼Oku: Hayvan Çiftliği. George Orwell’in 1984’ten sonra okuduğu ikinci kitabı bu oldu. Ender‘in hediye etmesiyle okuma fırsatı buldum ve çok kısa bir sürede bitirdim. Kitabın masalımsı kurgusunun, Can Yayınları’nın sayfalara serpiştirdiği çizimlerin de etkisi var. Kitap hakkında bilgisi olmayanlar için; Hayvan Çiftliği’nin baş karakterleri hayvanlar. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar üzerinden politika, kapitalizm, sosyalizm gibi bir çok sistem eleştiriliyor. 1984’te de ağır bir eleştiri vardı mesela. Bu sefer bu eleştirileri, bizim hayvanlara yüklediğimiz “köpekler sadıktır, atlar çalışkandır, kediler şöyledir” gibi kılıflara uydurmuş. İşlerin nasıl yürüdüğü hakkında az çok bilginiz varsa her karakterin neden seçildiğini anlıyorsunuz. Perdeyi kaldırıp kurulu düzen gerçeğini, güçlü ve zayıf arasındaki farkı gösterdiği için 1984 ile benzediklerini düşünüyorum. george orwell hayvan ciftligi

►İzle: Feher Isten (2014) ya da White God / Beyaz Tanrı olarak çevrilen film Macaristan yapımı. Filmekimi listesinde görüp izleme listeme aldığım filmlerden biriydi. En İyi Uluslararası Fantastik Film Ödülü, Cannes’de Palm Dog Ödülü gibi bir çok alanda ödüllü bir film. Öncelikle Macarca çok garip bir dil, o kadar garipsedim ki filme dikkatimi veremedim bazen. Bir de tek olumsuz yorum olarak; bazı sahnelerde kamerayı resmen sallamışlar, doğal çekim yapalım derken kamerayı aniden çevirmelerine, sarsmalarına anlam veremedim. Bu filmin de ana karakteri Hagen adında bir köpek. Filmin konusu şöyle; Hagen’in sahibi Lili’nin annesi ve babası boşanmış. Annesi yurt dışına çıkacağı için babasında kalması gerekiyor Hagen ile. Ülkede bir yasa gereği saf ırk olmayan köpeklerin beslemenin ağır cezası var, melez köpekler toplanıyor. Babası da köpeği istemiyor zaten. Lili dışında köpeği / köpekleri seven kimse yok neredeyse. Mecbur kalıp bir gün köpeği bırakıyor, diğer gün dayanamayıp geri almaya gitse de bıraktığı yerde değil. Film bu kısımdan sonra daha çok Hagen üzerinden gidiyor. Köpeğin başına neler geliyor inanamazsınız. Dramın ardı arkası kesilmiyor. Bir çok şeyin insanların tekelinde olması, kendi haklarının dışında hiç bir hakkı önemsememesi filmde en rahatsız edici gerçeklerden biri. İnsan olarak insanlardan soğuyabilirsiniz yani. Hagen yaşadıklarından sonra çok değişiyor, yoldan çıkıyor bir anlamda. Kendisi gibi olan diğer köpeklerden ordu kurup insanların düzenine saldırıyorlar. İyilik, kötülük, sevgi, emek, ayrımcılık, intikam bir arada…

Filmde 274 tane köpek kullanılarak rekor kırılmış. Hepsi de barınaklardan alınıp bu film için eğitilmiş, nasıl bu kadar iyi oyuncu olabiliyorlar hayret ediyorum. Ve inanılmaz tatlılar! Müzikleri de çok iyiydi. Sonrasında isimlerini not ettiğim şarkılar vardı. Efsane giriş sahnesi ve finali var. Hatta girişini finalinden çok daha fazla beğendim diyebilirim. Beyaz Tanrı olarak insanı tasvir edip, insanı eleştiren film, yine insanı yücelterek bitiyor.

white god-feher isten-zsofia psottaUmarım paylaştıklarımı sizler de beğenirsiniz. Çok uzun zamandır film izlemiyorum. Zaman bulursam, bir sonraki yazıda Japon sinemasından bir film yazmayı çok istiyorum. Son olarak hatırlatmamı yapayım, her türlü önerinize açığım. Sevgi 

0
(Visited 34 times, 1 visits today)

Leave A Comment

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir